Kimya bugün modern dünyanın en güçlü ve üretken bilimlerinden biri. Ama onun hikâyesi, diğer bilimler gibi kütüphanelerde ya da gözlemevlerinde başlamadı.
- Simya: Sır, büyü ve ilk sistematik denemeler
- Simyanın görünmeyen mirası: Bilim için hazırlanan zemin
- Bilim sahneye giriyor: Zanaatın bilime dönüşmesi
- Diğer bilimlerden farkı: Atölyeden laboratuvara giden yol
- Dallanan bir ağaç: Organik, anorganik, analitik, fizikokimya…
- Yeni birleşmeler: Biyokimya, malzeme bilimi, nanoteknoloji…
- Bugünün dünyası: Zanaat ateşinden yapay zekâya
- Sonuç: Sihirden bilime uzanan bir zanaat hikâyesi
- Hepimiz Aslında Biraz Kimyageriz çocuklar için kimya seti
Matematik, soyut düşüncenin ve zihinsel oyunların içinden doğdu.
Astronomi, gökyüzüne bakıp yıldızların izini süren bilginlerle şekillendi.
Fizik, hareketi, kuvveti ve zamanı anlamaya çalışan filozofların masasında büyüdü.
Kimya ise önce ellere geçti:
demircinin ocağında, kalaycının tezgâhında, cam ustasının fırınında, boyacının kazanında doğdu.
Başlangıçta bu bir bilim değil, usta ile çırağın arasında saklanan bir zanaatti.
Isıt, karıştır, döv, soğut…
Tarifler “sır”dı, ölçüler göz kararı, sonuçlar çoğu zaman “sihir” diye anlatılıyordu.
Simya ile dinî semboller, sihirle zanaat arasında sıkışmış gibi görünen kimya, aslında tüm bilimsel süreçlerin sessiz altyapısını binlerce yılda inşa eden görünmez işçi oldu.
Ayhan Bektaş
Simya: Sır, büyü ve ilk sistematik denemeler
Simya çağı, kimyanın “büyüye benzeyen zanaat” dönemidir. Maddelerin dönüşümü; büyü, sembol, sezgi ve kişisel deneyim karışımıyla açıklanıyordu.
- Kurşunu altına çevirmek,
- Ölümsüzlük iksiri bulmak,
- Bedeni ve ruhu arındıracak “mükemmel madde”yi aramak…
Simyacılar bugün bize fantastik gelen hedeflerin peşindeydi, ama bunu yaparken:
- Fırınlar inşa ettiler,
- Damıtma düzenekleri kurdular,
- Çözelti hazırladılar, süzdüler, kristal elde ettiler,
- Hangi maddenin ısıtılınca nasıl davrandığını yıllarca gözlediler.
“Bilim” kelimesini kullanmıyorlardı ama deney yapıyorlardı.
Fark şu:
Bilgi gizli, kişisel ve “sihre yakın” tutuluyordu; yöntem henüz sistematik değildi.
Simyanın görünmeyen mirası: Bilim için hazırlanan zemin
Bugünden geriye baktığımızda şunu fark ediyoruz:
Simya dönemi sadece “yanlış bir kimya denemesi” değildi.
Aslında, fizik, biyoloji, tıp ve malzeme biliminin üzerine oturacağı zemini sessizce hazırlıyordu.
- Maden eritme, alaşım yapma,
- Cam üretme, seramik pişirme,
- Boya, vernik, ilaç ve merhem karışımları…
Yüzyıllar boyunca el yordamıyla yapılan bu işler, insanlığın ortak hafızasında dev bir pratik veri arşivi oluşturdu.
Bilimsel devrim geldiğinde kimya sıfırdan başlamadı; yüzyılların zanaat bilgisi, sır tarifler ve simyasal deneyim zaten masanın üzerindeydi.
Laboratuvar kültürü, kaplar, aletler, “hangi işlem hangi sonucu verir”e dair sezgiler hazırdı.
Eksik olan şey, bütün bunları birleştirecek açık, ölçülebilir ve paylaşılabilir bir dildi.
İşte bu yüzden 17. ve 18. yüzyılda bilimsel yöntem devreye girdiğinde, kimyanın bilime dönüşümü beklenenden hızlı oldu:
Zemin önceden hazırlanmıştı; kimya, diğer bilimlerin de ihtiyaç duyacağı maddesel dünyayı yüzyıllarca el yordamıyla önceden kurmuştu.
Bilim sahneye giriyor: Zanaatın bilime dönüşmesi
17. ve 18. yüzyıla gelindiğinde, Avrupa’da bilimsel düşünce köklü bir dönüşüm geçirdi. Galileo’nun ölçerek, Newton’un hesaplayarak dünyayı anlamaya çalıştığı bir çağda, kimya da “usta sırrı” olmaktan yavaş yavaş çıkmaya başladı.
Bu dönüşümün kimya açısından anlamı şuydu:
- Fırın ve kazan başındaki zanaat, tartı, zaman, sıcaklık gibi kavramlarla tanıştı.
- “Göz kararı” yerini ölçüye,
- “Sır tarif” yerini yazılı deney raporuna bırakmaya başladı.
Bu aşamada kimyayı simyadan koparan ilk büyük adımlar geldi:
- Robert Boyle, gazların basınç–hacim ilişkisini matematiksel olarak tanımladı. Böylece maddelerin davranışının sayı, ölçü ve deneyle açıklanabileceği anlaşıldı. Kimya, ilk kez “büyü”den “deneysel fizik”e yaklaşan bir dil kullanmaya başladı.
- Antoine Lavoisier, kimyasal tepkimelerde kütlenin korunduğunu gösterdi. Tepkimeden önce ve sonra tartıyı eline alıp “toplam kütle değişmiyor” dediğinde, kimya artık geri dönülmez biçimde fiziksel yasalara bağlanmış oldu.
Artık maddelerin değişimi:
- Kapalı odalarda saklanan sırlarla değil,
- Herkesin tekrar edebileceği deneylerle,
- Ölçü, oran ve matematikle açıklanıyordu.
Simyacının atölyesi, bilim insanının laboratuvarına dönüşüyordu.
Diğer bilimlerden farkı: Atölyeden laboratuvara giden yol
Bu noktada kimyanın benzersiz tarafı iyice belirginleşiyor:
- Fizik, büyük ölçüde düşünce deneyleri, gözlem ve matematik üzerinden büyüdü.
- Matematik, kafanın içinde kurulan soyut bir evrende ilerledi.
- Astronomi, gökyüzünü uzaktan izleyerek gelişti.
Kimya ise önce ateşe çok yakın durdu:
El yaktı, duman soludu, koku, renk, tortu gördü.
Demirci, kalaycı, cam ustası, boya ustası, eczacı…
Hepsi, farkında olmadan kimyanın taşlarını döşedi.
Sonra bir gün:
- Aynı kazanlar bu kez ölçüyle ısıtıldı,
- Aynı alaşımlar denklemle tarif edildi,
- Aynı çözeltiler formülle açıklanmaya başlandı.
Bu yüzden kimya, insanlık tarihinde belki de en belirgin “zanaatten bilime dönüşüm” hikâyesine sahip disiplindir:
Ellerde başlayan iş, sonunda denklemlere, spektrumlara, molekül modellerine dönüştü.
Dallanan bir ağaç: Organik, anorganik, analitik, fizikokimya…
19. yüzyıla gelindiğinde, bu yeni bilim kendi içinde dallanmaya başladı:
- Organik kimya, karbon bileşiklerinin zengin dünyasını anlamak için doğdu. Petrol türevleri, polimerler, ilaç molekülleri, canlıların yapıtaşları… hepsi bu alanın konusu oldu.
- Anorganik kimya, metallerden minerallere, seramikten katalizöre kadar karbon dışı maddelerin dünyasını çözmeye odaklandı.
- Analitik kimya, “Bu maddenin içinde ne var ve ne kadar var?” sorusuna sistematik yanıt aradı. Bugün laboratuvarların omurgasını hâlâ bu alanın yöntemleri oluşturur.
- Fizikokimya, tepkimelerin hızını, dengesini, enerjisini ve moleküler davranışını matematikle anlatmaya çalışarak kimyayı “sayılabilir bir bilim” haline getirdi.
Bu dallanma, kimyanın zanaat kökeninden ne kadar uzaklaştığını değil, o kökleri ne kadar derinleştirerek büyüdüğünü gösterir.
Yeni birleşmeler: Biyokimya, malzeme bilimi, nanoteknoloji…
20. yüzyıl ve sonrası, kimyanın sadece derinleşmekle kalmayıp, başka bilimlerle yeniden evlilikler yaptığı dönem oldu:
- Biyokimya → Biyoloji ile kimyanın kesiştiği yerde, canlılığın moleküler dilini çözmeye çalıştı.
- Kuantum kimyası → Fizikle birleşip atom ve bağların kuantum düzeyde nasıl davrandığını anlattı.
- Malzeme bilimi, nanoteknoloji, MOF’lar → Atom katmanında tasarlanan malzemelerle yeni piller, sensörler, filtreler ve depolama sistemleri geliştirdi.
Bu aşamadan sonra kimya artık sadece “maddelerin nasıl değiştiğini” açıklamıyor; yeni maddeler tasarlayan bir mühendislik diline dönüşüyor.
Bugünün dünyası: Zanaat ateşinden yapay zekâya
Bugün:
- kullandığımız polimerler, piller, ilaçlar, boyalar, yarı iletkenler,
- çevremizi saran sensörler, kozmetikler, temizlik ürünleri,
- laboratuvarda robotik kimyagerler ve yapay zekâ destekli malzeme tasarımı
hepsi, yüzyıllarca süren bu dönüşümün sonucu.
Dışarıdan bakınca teknoloji sanki bir anda sıçramış gibi görünebilir. Oysa arka planda:
- Darwin’in doğa gözlemleri,
- Galileo’nun hareket yasaları,
- Boyle’un basınç–hacim deneyleri,
- Lavoisier’nin hassas tartıları,
- Dalton’un atom fikri,
- Kuantum kimyasının denklemleri
sessizce üst üste eklenmiş durumda.
Bugünkü hız, geçmişteki çok yavaş ama çok kararlı bilimsel birikimin ürünüdür. Kimya, bu zincirde özellikle maddenin dünyasını hazırlayan, deneyle yoğrulmuş halkayı temsil eder.
Sonuç: Sihirden bilime uzanan bir zanaat hikâyesi
Özetlersek:
- Kimya, ustaların ocağında başlayan bir zanaat olarak doğdu.
- Simyacının “sihirli dönüşüm” arayışından, bilim insanının hassas tartılarına geçti.
- Fizik, matematik, biyoloji ve malzeme bilimiyle beslenerek hem derinleşti, hem genişledi.
- Bilim devrimi başladığında, yüzyıllardır süren bu zanaat ve simya mirası olmasaydı, maddenin dünyası bu kadar hızlı ve güvenle çözülemezdi.
Bugün kimya:
- mutfakta kaynayan tencereden,
- akıllı telefonun piline,
- MR cihazından,
- Mars’a giden roketin yakıtına kadar
modern teknolojik uygarlığın görünmez omurgalarından biri.
Belki hâlâ biraz büyü gibi geliyor olabilir. Ama artık biliyoruz ki o “büyü”,
yüzyıllar boyunca usta ellerde pişmiş, sonra bilimsel yöntemle rafine edilmiş bir birikimin adı.

İllüstrasyon: dedekt.com
Hepimiz Aslında Biraz Kimyageriz çocuklar için kimya seti
Bu noktaya kadar kimyanın simyadan bilime, ustanın ocağından laboratuvara uzanan uzun yolculuğunu anlattık. Ama işin belki de en çarpıcı tarafı şu: Bu hikâye sadece laboratuvar önlüğü giyen insanların hikâyesi değil.
Fizik bilmeyebiliriz, matematikle aramız iyi olmayabilir. Yine de mutfakta çay demlerken, hamuru mayalarken, yoğurt tutturmaya çalışırken, kireç çözücü dökerken, saç boyarken, temizlik yaparken fark etmeden kimyasal tepkimeleri yönetiyoruz. Tuzun yemeği nasıl değiştirdiğini, kabartma tozunun hamuru nasıl şişirdiğini, deterjanın lekeleri nasıl çözdüğünü “denklem” bilmeden de hissediyoruz. Günlük hayat, aslında küçük deneylerle dolu bir laboratuvar.
Çocukların en çok ilgisini çeken bilim setlerini düşünelim. Mikroskop, teleskop elbette cazip ama çoğu çocuk en çok “kimya seti” ile oyalanmak ister. Renk değişsin, köpürsün, buhar çıksın, koku değişsin… Çünkü kimya, tüm doğa yasalarının sonuçlarının bir anda görülebildiği küçük bir “sihirli sonuç laboratuvarı” gibidir.
Belki de bu yüzden, bir çocuğa bilim sevgisi aşılamak isteyenler için en güçlü araçlardan biri hâlâ basit ama güvenli bir kimya setidir: Eriyen tabletler, renk değiştiren çözeltiler, basit asit–baz deneyleri… Hepsi, sessizce şu fikri yerleştirir:
“Madde değişebiliyorsa, dünya da anlaşılabilir ve dönüştürülebilir.”
Kimyanın zanaatten bilime uzanan bu uzun hikâyesi, aslında hepimizin gündelik hayatında küçük küçük devam ediyor. Kimi bunu laboratuvarda yapıyor, kimi mutfakta, kimi çocuklarının oyun masasında. Ve belki de en önemli cümle tam olarak şu:
Kimya sadece bir bilim dalı değil;
maddenin, merakın ve el yordamının yüzyıllara yayılan ortak dili.
Hepimiz, az ya da çok, o dilin içinde yaşıyoruz.