Modern sosyolojide “yapısal şiddet” (structural violence – J. Galtung) olarak adlandırılan olgu, bireylerin kötü niyetinden bağımsız bir biçimde, ekonomik düzenin insanları tehlikeli koşullara itmesi anlamına gelir..
J. Galtung
Türkiye’de son yıllarda öne çıkan ve ya daha sık yaşanan gıda zehirlenmeleri, kontrolsüz ilaçlamalar sonucu ölümler, deprem olmadan çöken binalar, merdiven altı estetik uygulamaları, sahte diplomalı uzmanlar, kuralsız taksi piyasası, denetimsiz emlak ve müteahhitlik faaliyetleri bu yapısal baskının tipik örnekleridir.
- Yoksulluk, Vasfsızlık ve Hızlı Para Arayışının sonuçları.
- Atıl İşgücü ve Atıl Küçük Sermayenin Tehlikeli Buluşması
- Taksi Sektörü: Aynı Döngünün En Net Örneği ve olumlu TAGG deneyimi
- Ucuz Hizmete Mecbur Bırakılan Vatandaş: Döngünün Diğer Yarısı
- Mesleki Uzmanlık Sertifikayla Değil, Kültürle ve Deneyimle Oluşur
- Bu Trajediler İnsanların Değil, Sistemin Ürünüdür
- Döngüyü Besleyen Zenginleşme Arzusu
- Gelişmiş Ülkeler Bu Döngüyü Nasıl Kırmaya çalışıyor?
Türkiye’de son yıllarda yaşanan gıda zehirlenmeleri, kontrolsüz ilaçlamalar sonucu ölümler, deprem olmadan çöken binalar, depremle yok olan şehirler, merdiven altı estetik uygulamaları, sahte diplomalı uzmanlar, kuralsız taksi piyasası, denetimsiz emlak ve müteahhitlik faaliyetleri… Bunların her biri toplumda derin bir soru uyandırıyor:
“Bu trajediler neden sürekli tekrarlanıyor?”
Bu olaylar genellikle medyada “bireysel hata”, “ihmal”, “uyanıklık”, “kötü niyet” gibi yüzeysel açıklamalarla sunulur. Oysa gerçek çok daha karmaşık, çok daha derin ve çok daha yapısaldır.
Bunlar bireylerin değil; ekonomik baskıların, vasıfsız işgücünün çaresizliğinin, atıl sermayenin hızlı kazanç arzusunun ve denetim zayıflığının yarattığı sistemin ürünleridir.
“Atıl sermaye ile güvencesiz işgücünün buluşması, Dünya ve Türkiye’de verimsizlik ve kırılganlık üreten bir döngü oluşturuyor.”
dedekt
Yoksulluk, Vasfsızlık ve Hızlı Para Arayışının sonuçları.
Bu bölüm, Guy Standing’in “precarious class (prekarya)” kavramıyla neredeyse birebir örtüşmektedir: güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışan kitleler, yüksek gelir vaadi gördükleri her alana savrulma eğilimi gösterir.
Örneğin 30 bin TL ücret alan bir kişi,
bu maaşla hayatının risk altında olduğunu hisseder. Sağlığının, gelecekteki güvencesinin, yaşlılığının ve ailesinin ihtiyaçlarının bu gelirle karşılanamayacağını bilir. Bu nedenle daha yüksek para kazanabileceğini düşündüğü her fırsat, içgüdüsel olarak cazip hale gelir.
Oysa aynı kişi 150 bin TL alsaydı,
bu savrulmayı yaşamayacaktı; çünkü risk alma zorunluluğu değil, güvenli bir hayat ihtiyacı motivasyonunun merkezinde olurdu. Düşük gelir, insanı tehlikeli işlere değil, çaresizce riskli fırsatlara yönelten bir baskı mekanizmasına dönüşür.
Yoksulluk arttıkça, “kolay para kazanma” fikri insanlara daha cazip görünür. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı burada devreye girer: belirsiz bir toplumda insanlar kısa vadeli kazanca odaklanır.
Bu yalnızca para kazanma arzusu değildir; çok daha temel, çok daha insani bir duygudur: Bu his, onu hiç bilmediği ama yüksek gelir sunabileceğini düşündüğü işlere savurur.
Bu nedenle insanlar:
- Hiç anlamadıkları basit görünen teknik işlere girer,
- Bir Profesyonel gibi riskleri fark edemez, sezemez.
- Yıllara yayılan Öngörulemez Tehlikeyi bilmez, önemsemez
- Uzmanlık gerektiren işleri “kolay” zanneder.
Ortaya çıkan trajediler bu yüzden bireysel değil, sistemin kaçınılmaz sonucudur.

Atıl İşgücü ve Atıl Küçük Sermayenin Tehlikeli Buluşması
Richard Sennett’in “usta-çırak kültürünün çöküşü” tespiti Türkiye’de net biçimde görülür: ustalık kültürü yok olduğunda hem işgücünün hem küçük sermayenin yönü yanlış alanlara döner.
Türkiye’de iki grup özellikle riskli işlerin içine çekiliyor:
Vasıfsız işgücü veya atıl işgücü
- Düşük ücret alıyor
- Mesleki deneyimi yok
- Uzmanlık kültürü gelişmemiş
- Sertifika alsa bile gerçek beceri oluşmamış
- Geçinemediği için riskli işlere yöneliyor
Atıl küçük sermaye
- Elindeki sınırlı parayı büyütmek istiyor
- Profesyonel maliyetleri karşılayamıyor
- Ucuz malzeme ve ucuz işgücü kullanıyor
- Hızlı kazanç için en riskli işlere giriyor
Bu iki grup birleştiğinde ortaya çıkan sonuç:
- Sağlıksız gıda işletmeleri
- Denetimsiz ilaçlama şirketleri
- Merdiven altı güzellik uygulamaları
- Yetersiz teknik servisler
- Ucuza yapılan riskli inşaatlar
- Emlak ve müteahhitlik patlaması
Ve sonuç çoğu zaman büyük trajedilerdir.
Taksi Sektörü: Aynı Döngünün En Net Örneği ve olumlu TAGG deneyimi
Bu paragraf tam anlamıyla Thomas Piketty’nin “varlık üzerinden gelir elde eden sınıf” analizine denk düşer. Plaka, üretmeden gelir elde eden bir ranta dönüşmüştür.
Türkiye’de taksi plakası ekonomik bir yatırım aracına dönüşmüş durumdadır. Plaka sahibi, aracını çalıştıracak kişi için şu kriteri arar:
“Kirayı en güvenilir kim öder?”
Taksi dünyasında küçük bir azınlıkta olsa bu kategori herhangi bir yolcunun denk gelme olsalığı yüksek. Kimi Taksi sahiplerinin Bu kural dışı seçiciliği şu sonuçlara yol açar:
- Dürüst, kurallara uyan, dikkatli şoför yüksek kirayı ödeyememe baskısını üzerinde taşır.
- Bu yüzden kısa zamanda elenir.
- İş “parayı her şekilde çıkaran” kuralsız kişilerde kalır.
Sonuç:
- Turist ve vatandaş yanıltma
- Yolcu seçme
- Agresif davranış
- Kural esnetme
- Kötü hizmet
- Güvenlik sorunları
Çarkın şeması:
Yoksulluk → yüksek plaka bedeli → yüksek kira → uyanık tipler → kötü hizmet → dürüst şoförlerin dışarı itilmesi
Bu bir birey sorunu değil; yapısal bir mekanizmadır.
Ucuz Hizmete Mecbur Bırakılan Vatandaş: Döngünün Diğer Yarısı
Bu durum Pierre Bourdieu’nün “habitus + ekonomik zorunluluk” matrisiyle açıklanabilir: insan, içinde bulunduğu ekonomik koşulların izin verdiği kadar seçim yapabilir.
Vatandaşın büyük kısmı düşük gelir sebebiyle şöyle düşünür:
“Param yok, mecburen en ucuzunu alıyorum.”
Bu zorunluluk onları en riskli seçeneğe iter.
Ucuz hizmet verenle ucuz hizmet alan, aynı ekonomik çaresizlikte buluşur. Sonuç bazen küçük hatalar, bazen ağır trajedilerdir.
Mesleki Uzmanlık Sertifikayla Değil, Kültürle ve Deneyimle Oluşur
Bu bölüm, sosyolojide “mesleki habitus” olarak bilinen birikimi anlatır. Uzmanlık, kurslarla değil, kültürle ve zamanla oluşur.
“Belge almak” mesleki uzmanlık değildir.
Mesleki uzmanlık oluşması için:
- Yıllara yayılan deneyim
- Profesyonellere has gelişmiş iş dikkati
- Güçlü risk farkındalığı
- Meslek etiği
- Düzenli denetim
- Uygun refah sağlayan ücret
gereklidir.
Bu Trajediler İnsanların Değil, Sistemin Ürünüdür
Bu bölüm doğrudan “yapısal sorunlar teorisi”ne karşılık gelir.
Bunlar:
- vasıfsız işgücünün yanlış alanlara yönelmesi,
- denetimsiz sektörlerin “kolay para” vaadiyle şişmesi,
- yüksek giriş bariyerlerinin fırsatçıları teşvik etmesi,
- vatandaşın ucuz hizmete mecbur bırakılması,
- atıl sermayenin hızlı kazanç arayışı,
- eğitim ve sosyal güvenlik eksikliği
gibi etkenlerin birleşiminden doğar.
Döngüyü Besleyen Zenginleşme Arzusu
Richard Sennett’in “karakter aşınması” dediği şey, düşük gelirle yaşayan insanların sınıf atlama baskısıyla tehlikeli alanlara savrulmasıdır.
İnsanlar yalnızca geçinmek değil, daha iyi yaşamak ister.
“Bu maaşla zaten hayatım risk altında. Daha iyisi için risk almaya değer.”
Bu psikoloji insanları hiç bilmedikleri ama “kazançlı görünen” alanlara iter.
Gelişmiş Ülkeler Bu Döngüyü Nasıl Kırmaya çalışıyor?
Gelişmiş ülkeler:
- yüksek taban ücret,
- düşük giriş maliyetleri,
- sıkı denetim,
- güçlü mesleki kültür,
- erişilebilir eğitim
sayesinde bu döngüyü kırıyor verimliliği artırıyor. Ülke gelişimine verimlilik ve refah artışı ile her bir vatandaş katkı sunuyor. Politik tercihler daha az konuşuluyor iş hayat odaklı toplumsal kuralları koruma tutumu daha belirgin hale geriyor
Ayrıca modern mikro-iş modelleri (Uber, Bolt, DoorDash, Instacart, AirBnB, TaskRabbit, Deliveroo vb.) sayesinde vasıfsız işgücüne hem güvenli hem denetlenebilir gelir alanları açıldı.
Bu modellerin ortak faydası:
- Şeffaf puan sistemi
- Denetim algoritmaları
- Standardize edilmiş iş akışları
- Güçlü müşteri geri bildirim mekanizmaları
- Düşük giriş maliyeti
Bu yüzden TAGG benzeri hizmet modelleri Türkiye’de sistemin ürettiği yapısal riski azaltma potansiyeline sahip modern çözümlerdir.
Dünya ve Türkiye’de yaşanan trajediler bireylerin suçu gibi öne çıkarmak doğru değil, sistemin ve sisteme dönük yapısal baskılarının ürünü.
Gerçek çözüm:
- geliri yükseltmek,
- mesleki kültürü güçlendirmek,
- denetimi iyileştirmek,
- atıl sermayeyi riskli alanlara değil denetlenebilir alanlara yönlendirmek,
- mikro-iş modellerinin yasal çerçevesini oluşturmak
- Ekonomik sabitleyici ve toplumsal sabitleyici rolü gören modern iş modelleri ile çatışan esnaf ve küçük atıl sermayeyi dönüştürmek.
ile mümkündür.
Bu yapılırsa Türkiye ve diğer Ülkeler, tekrar eden bu acı döngüyü kırabilir. Elbette bu sorunun sadece bir kısmı ancak verimlilik artışı ve toplumun kalkınmaya katkısının artması daha başka kriterlerde bağlı.