Son Büyük Bilimsel Sıçramadan Bu yana Nedar Zaman Geçti!

Bilim devrimle değil, çelişkiyle ilerler; Aristoteles’ten Einstein’a uzanan çizgide bugün yeni sıçramayı doğuracak inatçı veriyi arıyoruz.

Editor Dedekt
6 Dakika Okuma
The School of Athens (1509–1511) — Raffaello’nun başyapıtı, Antik Yunan felsefesinin iki ana eksenini temsil eden Platon ve Aristoteles’i merkeze alarak bilginin yüzyıllar boyunca nasıl aktarıldığını ve dönüştüğünü simgeler. Bilimin ve düşüncenin tarihsel sürekliliğini anlatan en güçlü görsel metaforlardan biridir.

Çerçeve Ne Kadar Genişledi, Yeni Sıçrama Nereden Gelebilir?

Bilim tarihi, çoğu zaman sandığımızdan daha yavaş akar. Devrimler bir anda olur gibi görünür; oysa arkalarında yüzyılların birikimi, sabrı ve çoğu zaman da inatçı bir “uyumsuz veri” vardır. Bugün hâlâ Einstein’ın genel göreliliğini test ediyor, kuantum mekaniğini yorumluyor olmamız bu yüzden şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, aradan geçen bunca zamana rağmen iki teorinin de merkezde kalmayı sürdürmesidir.

Bu tablo “bilim durdu mu?” sorusunu doğurur. Fakat doğru soru biraz daha farklıdır: Bilim gerçekten durdu mu, yoksa devrim üretmeyen ama çerçeveyi olağanüstü büyüten bir ara çağdan mı geçiyoruz?

Aristoteles’in Uzun Gölgesi

İşe geriden bakınca, bilimin büyük sıçramalarının ne kadar nadir olduğu daha net görülür. Antik Yunan’da Aristoteles’in kurduğu doğa anlayışı, yalnızca bir teori seti değildi; aynı zamanda bir “düşünme düzeni”ydi. Hareketin ne olduğu, neden-sonuç ilişkisi, gök cisimlerinin düzeni ve maddenin davranışı bu çerçevede açıklanıyordu.

Bu çerçevenin Avrupa’da etkisinin kırılması, çoğu kişinin tahmin ettiği gibi birkaç yüzyıllık bir mesele değildi. Aristoteles’in MÖ 4. yüzyıldaki etkisinden, Galileo ve Newton’un belirgin kırılmayı getirdiği 16–17. yüzyıla kadar uzanan çizgi, kabaca 1.800–2.000 yıllık bir “çerçeve hâkimiyeti” anlamına gelir. Buradaki kilit nokta, Aristoteles’in mutlak doğruluğu değil; onu zorlayacak kadar güçlü bir ölçüm düzeninin yüzyıllarca ortaya çıkmamasıdır. Bilimde çerçeveler fikirle değil, çelişkiyle yıkılır.

Doğu’nun Tetiklediği Dönüşüm: Bilginin Taşınması, İşlenmesi, Geri Dönmesi

Bu uzun dönem tek bir coğrafyada tek bir hızla ilerlemedi. 8–11. yüzyıllar arasında İslam dünyasında oluşan çeviri, derleme ve üretim ekosistemi, Antik bilginin kaybolmasını engellediği gibi onu işledi ve genişletti. Bir anlamda, bilimsel hafızanın “yedeği” alındı; ardından da yeni katmanlar eklendi.

Bu dönemi bir zincir gibi okumak mümkün. Önce 8–9. yüzyıllarda büyük bir çeviri hamlesiyle metinler taşındı. Ardından 9–11. yüzyıllarda matematik, astronomi, tıp ve optik gibi alanlarda özgün üretim yoğunlaştı; deneyin ve gözlemin önemini öne çıkaran yaklaşımlar güçlendi. Sonra 12. yüzyıl ve sonrasında bu birikim Latinceye çevrilerek Avrupa’ya geri aktı; Rönesans ve Bilim Devrimi için zemin oluştu.

Bu tablo, “bir sıçramayı” tek bir dehanın eseri gibi görme alışkanlığımızı bozar. Büyük dönüşümler çoğu kez bir coğrafyadan diğerine akan uzun birikimlerin ürünüdür; devrim dediğimiz şey, çoğu zaman bu birikimlerin bir noktada kilitlenip kırılmaya dönüşmesidir.

Modern Dönemin Kırılması: Uzay-Zaman ve Olasılığın Doğuşu

20. yüzyılın başına gelindiğinde, artık sadece birikim değil, açık bir zorunluluk vardı. Eski fizik bazı yerlerde çalışıyor, bazı yerlerde çatırdıyordu. İşte “son büyük bilimsel sıçrama” denildiğinde genelde bu döneme dönülmesinin nedeni budur.

Genel görelilik (1915), uzay ve zamanın mutlak olmadığını, yerçekiminin bir “kuvvet” gibi değil, uzay-zamanın geometrisi gibi anlaşılması gerektiğini söyledi. Ardından 1925–1927 aralığında şekillenen kuantum mekaniği, gerçekliği deterministik bir makine olmaktan çıkarıp olasılıksal bir yapıya taşıdı. Bu iki hamle, yalnızca yeni denklem üretmedi; “evren nedir?” sorusunu farklı bir dile çevirdi.

Bu yüzden, genel görelilik ve kuantum mekaniği sonrasında gelen pek çok büyük başarı — Standart Model’in kurulması, Higgs’in bulunması, yerçekimi dalgalarının gözlemi — çoğu zaman bir “paradigma değişimi” değil, mevcut paradigmanın devasa ölçekte doğrulanması ve mühendislik düzeyine taşınması olarak değerlendirilir.

Paradigma Değişmedi, Ama Çerçeve Büyüdü

Buradan sonra bilim durmadı; aksine kapasitesini büyüttü. Devrim üretmeyen ama sınırları genişleten bir çağ başladı. Bugün aynı teoriler atom altından kara delik birleşmelerine, gündelik teknolojiden kozmolojiye kadar geniş bir alanda test ediliyor. Modern bilimin karakterini tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: daha iyi teori kadar, hatta çoğu zaman ondan önce, daha hassas ölçüm.

Bu yüzden elimizde garip bir tablo var. Bir yandan teoriler olağanüstü başarılı. Öte yandan “tamamlanmamış” bir şeyler seziliyor: Kuantum ile göreliliğin birlikte çalışamaması, karanlık madde ve karanlık enerjinin doğasının belirsizliği, zamanın temel mi yoksa türetilmiş mi olduğu sorusu… Bunların hiçbiri bugünkü teorileri bütünüyle çökertmiyor, ama hepsi bir sonraki kırılma için “kırmızı işaret” gibi duruyor.

Yeni Sıçrama Ne Zaman Gelebilir?

Bu soruya takvimle cevap verilemez. Bilim tarihi bunu defalarca gösterdi. Aristoteles’in aşılması binyılları aldı; büyük çeviri ve dönüşüm dalgaları yüzyıllarla ölçüldü. Modern çağda da benzer bir ritim var: Yeni paradigma, genelde büyük bir fikirle değil, küçük ama inatçı bir uyumsuzlukla başlar.

O uyumsuzluğun nereden geleceğine dair güçlü adaylar var. Zamanın doğası bunların başında geliyor: Zaman gerçekten akıyor mu, yoksa daha derin bir yapının türevi mi? Karanlık sektör ikinci büyük aday: Karanlık madde ve enerji gerçekten “bir şey” mi, yoksa evreni yanlış bir çerçevede okuduğumuz için mi öyle görünüyor? Üçüncü başlık ise kuantum–yerçekimi gerilimi: İki teorinin uyumsuzluğu, doğru yerde ve doğru araçla test edilebildiği an, yeni bir sayfanın kapısı aralanabilir.

Bilim İnsanları Ne Yapıyor?

Bugün bilim insanlarının çoğu “yeni evren yazmak”tan çok, evrenin bizi yakaladığı yeri arıyor. Daha hassas deneyler kuruyorlar, daha uzun süre gözlem yapıyorlar, daha küçük sapmaların izini sürüyorlar. Çünkü tarihte büyük kırılmaların çoğu, başlangıçta “ölçüm hatası” sanılan küçük bir rahatsızlıkla kendini duyurdu.

Bir anlamda bilim, şu anda “yanılmayı kolluyor.” Yeni sıçramayı başlatacak olan şey çoğu zaman parlak bir manifesto değil; bir verinin artık görmezden gelinemeyecek kadar ısrarcı hale gelmesidir.

dedekt notu

Bilim durmadı. Ama devrim de üretmiyor; çünkü devrim, isteyince yapılan bir şey değil. Bu çağ, haritaların çizildiği, pusulanın arandığı bir ara çağ gibi düşünülebilir.

Bu Makaleyi Paylaş
Yorum yapılmamış