Kara Kedilerle Yaşamak: Bir evlilik hediyesi karakedi

İngiltere'de Evlilikte şans arayanlar, bir zamanlar kara kedi hediye ederdi.

Elif Yigit - İçerik üreticisi, tasarımcı
6 Dakika Okuma

İstanbul’da kara kediyle yaşamak bana hiçbir zaman “farklı” gelmedi. Aksine, çok tanıdık. Çünkü dünya denen yerin büyük kısmında kara kedi zaten korkulacak bir şey değil; evin, sokağın ve hayatın doğal parçası olarak görülmüş. Asıl istisna olan, ona yüklenen olumsuz anlamlar.

Bugün sanki kara kedilerle ilgili kötü hikâyeler evrenselmiş gibi anlatılıyor ama bu doğru değil. Tarihe ve coğrafyaya biraz dikkatle bakınca tablo neredeyse tersine dönüyor.

Dünya Kara Kediyi Nasıl Görmüş?

Antik Mısır’da kara kediler kutsaldı. Bastet’in gölgesi sayılır, evi ve kadını koruduğuna inanılırdı. Bir kara kediye zarar vermek ağır bir suçtu. Bu saygı korkudan değil, birlikte yaşamaktan doğuyordu.

Asya’da, özellikle Çin ve Japon kültürlerinde kara kedi kötü değil; aksine koruyucu ve dengeleyici bir figürdür. Japonya’daki maneki-nekonun siyah versiyonu, kötü ruhlara ve talihsizliğe karşı koruma anlamı taşır. Kara renk burada tehdit değil, kalkan sayılır.

Türk ve Orta Asya anlatılarında kara hayvanlar —özellikle sessiz ve evcil olanlar— ruhlar âlemiyle teması olan ama bu teması tehdit olarak değil bilgelik ve sezgi olarak taşıyan varlıklar olarak görülür. Kedi zaten başlı başına temiz, ev içi ve saygı duyulan bir canlıdır; rengi onu kirletmez.

Afrika kültürlerinde kara kedi, geceyle uyumlu olduğu için dikkatli, sezgili ve uyanık kabul edilir. Karanlığı temsil etmesi kötülük değil, görünmeyeni fark edebilme yetisi olarak yorumlanır.

Ve İngiltere’de… Bugün çoğu kişinin bilmediği ama tarihsel olarak çok güçlü bir gelenek vardır. Kara kediler uzun süre uğur simgesi sayılmıştır. Denizciler gemilerine kara kedi alır; eve sağ dönmenin işareti olarak görürdü. Denizci eşleri evlerinde kara kedi besleyerek kocalarını “koruduklarına” inanırdı.

Hatta özellikle İngiltere’nin bazı bölgelerinde, yeni evlenen çiftlere ya da gelinlere kara kedi hediye edilmesinin mutluluk, bereket ve uzun ömür getireceğine inanıldığı anlatılır. Yani kara kedi burada korkunun değil, ev kurmanın iyi niyetinin sembolüdür.

O Zaman Sorun Nerede Başladı?

Asıl kırılma, Orta Çağ Avrupa’sında, özellikle bazı Slav ve Batı Avrupa bölgelerinde yaşandı. Cadılık anlatıları, dinî korkular ve siyah rengin geceyle özdeşleştirilmesi kara kediyi hedef hâline getirdi. Bu anlatılar güçlüydü ama coğrafi olarak sınırlıydı.

Sorun şu ki, bu sınırlı korku anlatıları; sömürgecilik, dinî yayılma ve Avrupa merkezli tarih yazımıyla dünyaya “evrenselmiş” gibi taşındı. Oysa dünya tarihinin büyük kısmında kara kedi korkulacak değil, yakın durulacak bir canlıydı.

Bilim Karakedim Pako için Ne Diyor?

Bilim bu kültürel ayrımı destekliyor. Barınak verileri, bazı ülkelerde kara kedilerin birkaç gün daha geç sahiplendirildiğini gösteriyor. Ancak bu fark:

  • evrensel değil,
  • her ülkede aynı değil,
  • biyolojik değil, algısal.

Psikoloji çalışmaları, insanların kara kedilere karşı çoğu zaman bilinçli değil örtük bir önyargı taşıdığını söylüyor. Kimse açıkça “sevmiyorum” demiyor; ama zihin, yüzyıllar önce öğrenilmiş bazı Avrupa hikâyelerini sessizce hatırlıyor. Bu etki özellikle Slav ve Batı Avrupa kültürel mirasının baskın olduğu toplumlarda daha belirgin.

Kısacası:
Bu biyolojik değil.
Bu kedisel hiç değil.
Bu tamamen öğrenilmiş bir hikâye.

İstanbul’dan Bakınca

İstanbul’da kara kediye baktığımda ne cadı görürüm ne uğursuzluk. Sessizliği görürüm. Seçiciliği. Kalabalığın ortasında geri durmayı ama ait olduğu yerde kalmayı.

Belki de bu yüzden bana göre kara kediler dünyanın çoğunda seviliyor. Çünkü çoğu kültür onları tehdit değil, denge olarak görmüş.

Sorun kara kedilerde değil.
Sorun, kedilerle ilgili hangi hikâyeyi dinlediğimizde.

Peki Kedi Barınaklarının Verileri

Çeşitli barınak kayıtlarını inceleyen çalışmalar, bazı yerlerde siyah kedilerin siyah olmayanlara kıyasla ortalama birkaç gün daha geç sahiplendirilebildiğini gösteriyor. Bu fark kimi veri setlerinde 2–6 gün bandında görülürken, başka araştırmalarda aynı kadar net bir dezavantaj çıkmayabiliyor; hatta bazı örneklerde beyaz kedilerin daha geç sahiplendirildiği bile rapor edilmiş. Yani tablo “her yerde aynı” değil; ülkeye, barınağın koşullarına, hatta o barınağa gelen kedilerin renk dağılımına göre değişiyor.

Yine de barınak dünyasında “birkaç gün” küçümsenecek bir süre değil. Kalabalık, stres, bulaşıcı hastalık riski ve sınırlı kaynaklar düşünüldüğünde, barınakta geçirilen her ekstra gün kedinin sağlığını ve iyilik hâlini etkileyebiliyor. Bu yüzden bazı araştırmacılar, sadece ham ortalamalara bakmak yerine “oran oranı (odds ratio)” gibi yöntemlerle renk gruplarının sahiplenilme hızlarını, popülasyondaki temel renk dağılımını da hesaba katarak karşılaştırmaya çalışıyor.

Bilimsel Olarak Kara Kedilerin “Artıları”: Üstünlük Değil, Gerçek Avantajlar

Kara kedileri “mistik” yapan şey aslında çoğu zaman biyolojidir: siyah tüy rengi genellikle daha yüksek melaninle ilişkilidir. Melanin sadece rengi belirleyen bir pigment değil; bazı canlılarda bağışıklık ve stres fizyolojisiyle ilişkili olabilen, çevresel etkilere karşı koruyucu yönleri tartışılan bir biyolojik mekanizmadır. Bu, “siyah kediler kesin daha sağlıklıdır” gibi bir slogan değildir; ama siyah rengin doğada sık görülmesinin bir nedeni de, melanin temelli koruyucu etkilerin evrimsel olarak bazı koşullarda avantaj sağlayabilmesidir.

Bir de pratik, şehirli avantajlar var: Kara kediler genellikle daha az “gösterişli” bulunduğu için ilk bakışta haksız yere elenebiliyor; ama onları sahiplenenler çoğu zaman renkten çok karaktere bakan, daha bilinçli kedi insanları oluyor. Bu da kara kedilerin “sadakat” ya da “daha iyi huylu olma” gibi doğuştan bir üstünlüğü olduğu anlamına gelmez; fakat doğru kişiyle eşleşme ihtimalini yükseltebilir. İstanbul’un sokaklarında gözlemlediğim şey şu: Kara kediler, sakin ama güçlü bir varlık hissi taşır; geceyle uyumları, sessizlikleri ve temkinli zekâlarıyla evin ritmine harika otururlar.

Bu Makaleyi Paylaş
Yorum yapılmamış